Sağlık etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Sağlık etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

11 Eylül 2018 Salı

Çalışan hamileler ofiste nasıl beslenmeli?


Gebelik süresince, sağlıklı bir bebeğin gelişimini sağlamak için çoğu besin öğesinin gereksinimi artmaktadır. Yoğun tempoda çalışan bir gebeyseniz, beslenmeniz daha da önem kazanmaktadır.

Bütün besin gruplarının dahil olduğu yeterli ve dengeli düzeyde alım, artan besin öğesi gereksinimini sağlamak için en iyi yoldur. Çoğu zaman gebeler, “bebeğim büyüsün, gelişsin” diye beslenmelerini kontrolsüzce arttırarak, kalori gereksinimlerini neredeyse ikiye katlamaktadır. Gerçekte sizin ve bebeğinizin enerji gereksinimini temin etmek için, günlük 300 kalorilik bir ekstra enerji ilavesi, tüm gereksiniminizi karşılar.

1) ARA ÖĞÜNLERDE YANINIZDA TAŞIYABİLECEĞİNİZ SAĞLIKLI GIDALARI TÜKETİN

•Gelişen bir bebeğin vücut hücreleri çoğunlukla proteinden yapılır. Vücudunuzdaki değişiklikler ve özellikle de plesanta, proteine gereksinim duyar. Gebelik döneminde günlük fazladan 10 gr proteine ihtiyacınız vardır. Bunun için güne, muhakkak protein ağırlıklı bir kahvaltı ile başlanmalı, evde veya işyerinde fark etmeksizin süt, peynir, yumurta(katı/iyi pişmiş), ceviz, tam buğday ekmeği gibi besinlerle ilk öğün yapılmalıdır.

•Kahvaltı sonrası ve gün içerisinde ana öğünler arasında, mutlaka ara öğün yapılmalı, küçük porsiyonlar sık aralarla yenmelidir. Böylelikleolası yaşanabilecek kan şekeri problemleri ortadan kalkacaktır.

•Ara öğünlerde, ceviz, fındık, badem gibi sert kabuklular, mevsim meyveleri, gebelikle birlikte artan kalsiyum ihtiyacını karşılamaya destek süt, yoğurt, ayran, kefir benzeri süt grubu gıdalar çalışan gebelerin yanında taşıyabileceği ya da kolaylıkla ulaşabileceği sağlıklı alternatiflerdir.

2) KARBONHİDRAT YERİNE PROTEİN AĞIRLIKLI BESLENİN

•Öğle ve akşam yemeklerinde gereksiz kalori alımı engellenmeli, özellikle fazla tüketilen ekmek, pilav, makarna gibi besinler ihtiyaç dâhilinde tüketilerek, protein kaynağı (et, tavuk, balık, kuru baklagiller, yoğurt, ayran) yiyeceklerin ve sebze-salata gibi posa alımına katkıda bulunan gıdaların tüketimine daha fazla önem verilmelidir. Günün bir öğününde alınamayan bu besin grupları muhakkak diğer öğünle dengelenmelidir.

3) OFİS DIŞINDA NE TÜKETTİĞİNİZİ BİLİN

•Dışarıdan yemek tercihi yapmak zorunda olduğunuz durumlarda, salata ve özellikle yeşil yapraklı sebzelerde (ıspanak, semizotu gibi) yıkama koşullarının gerekli hijyenik kurallara uygunluğundan, emin olduğunuz yerlerde tüketimine dikkat ediniz. Aynı zamanda Et, tavuk, balık gibi besinlerin sağlıklı pişirilme yöntemleriyle hazırlanılarak (ızgara veya fırında), her gün 3 – 4 porsiyon ve iyi pişmiş olarak tüketmeye özen gösteriniz.

4) OFİSTE ÇAY KAHVE MOLALARINI AZALTIN

•Gebelikteki demir ihtiyacını karşılamak için yeterli miktarda demir alımı zordur. Demir her ne kadar besinlerde yaygın oranda bulunsa da yeterli oranda emilememektedir ve çoğu annenin gebelik öncesi demir depoları çok azdır.

•Bunun için iş yerinde çalışırken sıklıkla tükettiğimiz çay, kahve gibi kafein içeren ve demirin emilimini azaltan içeceklere dikkat etmeliyiz. Çayı azaltmalı, kırmızı et yedikten sonra çay içmemeli, kırmızı et ile birlikte gün içerisinde aşırı miktarda kalsiyum almamaya ve eti C vitaminiyle birlikte (köfte + limonlu salata gibi) tüketmeye çalışmalıyız. Kahve de daha fazla kafein olduğu için bu dönemde uzak durulmalı, tüketilecekse kafeinsiz kahveler tercih edilmelidir.

5) HAMİLELİK ÖDEMİNİN EN BÜYÜK DÜŞMANI: SU VE YÜRÜYÜŞ

•Su önemli besin öğelerindendir. Vücudun taşıma sisteminin bir parçası olan su, besin öğelerini vücut hücrelerine taşır ve bazı ürünleri ortamdan uzaklaştırır. Besin öğelerinin bebeğinize plesenta yoluyla taşınmasını sağlayan su asla ihmal edilmemeli, günde en az 2 litre içilmelidir.

•Özellikle sık karşılaşılan bir sorun olan kabızlık probleminin çözümünde de su tüketimi önemlidir. Oturarak geçen uzun çalışma saatleri arasında ofis içinde küçük yürüyüşler yapmakta hem kabızlık hem de ödem problemlerinin çözümüne yardımcı olur. Ödem var ise yine suyu bol içmek ve tuza dikkat etmek gereklidir.

9 Eylül 2018 Pazar

D vitamini eksikliğinin hiç bilinmeyen zararları


Vücut için son derece önemli olan D vitamini, başta kas-iskelet sistemi olmak üzere vücudumuzda diğer sistemlere yönelik farklı etkileri olan daha çok hormon yapısında bir moleküldür. D vitamininin iki formu beslenme için önemlidir.

D2 ve D3 vitaminleri nelerdir?

D2 Vitamini, bitkilerde ve maya mantarlarında üretilir. Yine yüksek dozlarda takviye gıdalarda bulunur. D3 Vitamini ise en aktif D vitamini formudur ve direkt güneş ışığına maruziyet sonrası deride oluşur. En yaygın D3 vitamini besin kaynakları ise güçlendirilmiş tahıllar, günlük takviye gıdalardır. Bu vitamin ayrıca balıkların karaciğerinde ve yağlı deniz balıklarında bulunur.

Eksikliği bütün vücudu etkiliyor

Son bilimsel çalışmalarda, D vitamini eksikliğinin; tümör gelişimine (kolon-kalın bağırsak, meme, prostat kanserleri), kalp-damar hastalıkları, diyabete, enfeksiyonlarda eğilime ve de depresyona yol açtığı belirtilmektedir. Ayrıca tıbbi yayınlarda D vitamininin, immün (bağışıklık) toleransta önemli rolü olduğu öne sürülmektedir. Dolayısıyla D vitamini eksikliğinin; bağ dokusu hastalıklarına (sistemik lupus eritematoz, romatoid artrit vb) yatkınlığı arttırdığı ve bu türden tanıları olan hastalarda eklem ağrılarını şiddetlendirdiği bildirilmektedir.

En çok kimlerde görülür?

D vitamini eksikliğinin en yaygın nedeni, güneş ışığına yeterince maruz kalmamaktır! Bununla birlikte gün içerisinde uzun süre kapalı ortamda kalanlar, ciddi karaciğer-böbrek hastalığı olanlar, rifampisin (tüberküloz-verem ilacı), epilepsi-sara ilacı kullananlar D vitamini eksikliği riski altındadırlar.

“Güneşin tedavi edici ışınları ‘cam varken’ içeri süzülemez”

D vitamini, cildiniz tarafından doğal güneş ışığından gelen ultraviyole radyasyonu ile karşılaşınca üretilir. Güneşin tedavi edici ışınları (ki bunlar cildinizde D vitamini üretirler) herhangi bir camdan içeri süzülemezler. Yani evinizde veya arabanızda otururken deride D vitamini üretimi olmaz.

Günlük besinlerinizden yeterli D vitamini alabilmek hemen hemen imkânsızdır. Vücudunuzda D vitamini oluşturmanın tek yolu doğrudan güneş ışını ile temas etmektir. Günlük vitamin D ihtiyacını en alt düzeyde karşılayabilmek için en az 10 bardak D vitamini katkısı ile güçlendirilmiş süt içmek gereklidir. Bu ise pratik olarak mümkün değildir ve süt, fazla tüketildiğinde “süt-alkali sendromu” denilen rahatsızlığa yol açabilir.


Peki D vitaminini nasıl alırız?

Haftada en az 3 kez 5-15 dakika boyunca direkt güneş ışığına kol ve bacakların ya da yüzün, kolların ve ellerin maruz kalması sağlanmalıdır. Bununla birlikte daha esmer tenli insanlar, güneş kremi kullananlar veya yaşlılar daha uzun süre güneş ışığına ihtiyaç duyabilirler.

Yeni çalışmalarda yaşlılarda günlük D vitamini ihtiyacı 800 IU olarak bildirilmektedir. Özellikle romatoid artrit, lupus gibi sistemik-romatizmal hastalığı olanlarda ve bu nedenle kortizon kullananlarda D vitamini takviyesi daha önemlidir.

Çocuklarda raşitizme yetişkinlerde ise kemik erimesine neden olabilir

D vitamini eksikliği, her yaş grubunda kaslarda güçsüzlüğe, kaslarda ve kemiklerde yaygın ağrıya neden olabilir. D vitamini kan düzeyinin düşük olması bebeklerde, çocuklarda raşitizme yol açar. Erişkinlerde ise özelikle omurga, pelvis, bacak kemiklerinde osteomalazi (kemiklerde yumuşama) ve osteoporoz (kemik erimesi) gelişimine sebep olabilir. Etkilenen kemikler dokunmakla ağrılıdır ve ufak bir travma sonrası ya da kendiliğinden kırıklar oluşabilir.

8 Eylül 2018 Cumartesi

İdrar yolu enfeksiyonuna ne iyi gelir?


İdrar yolu enfeksiyonuna ne iyi gelir sorusu son günlerde en çok merak edilen sorular arasında yer alıyor. İdrar yolu enfeksiyonu, genellikle dış etkenlere bağlı olarak gelişen ve mesane bölgesine hatta böbreklere kadar ulaşabilen bir enfeksiyon çeşididir.

İdar yolunda hücrelerin iltihaplanması sonucunda idrar yolu enfeksiyonu meydana gelmektedir.  İdrar yolunda meydana gelen enfeksiyon(iltihaplanma) sonucunda özellikle kadınlarda koyu sarı akıntılar meydana gelmektedir. Bu akıntıların nedeni genellikle idrar yolu enfeksiyonuna bağlı olarak gelişir.
Aynı zamanda idrar yolu enfeksiyonu gerçekleşmesi durumunda çeşitli belirtiler ortaya çıkmaktadır. 
 İdrar yolu enfeksiyonunda ortaya çıkan belirtiler şu şekildedir:
2- İdrar yaparken yanma hissi
3- Koyu sarı renkli akıntı
4- Sık idrara çıkma isteği
5- Kusma
6- Nedensiz uykusuzluk
7- Bulanık idrar
8- Sırtın arka bölümünde meydana gelen ağrı
9- Ağır kokulu idrar
10- Nedensiz bir şekilde meydana gelen ateşli hastalıklar idrar yolu enfeksiyonuna işaret eden belirtiler arasında yer almaktadır. 
Yukarıda vermiş olduğumuz belirtilerden bir kaçı tanesini yaşıyorsanız eğer idrar yolu enfeksiyonuna yakalanmış olma ihtimaliniz oldukça yüksek. Bu nedenden dolayı ilk olarak bir doktora başvurmalısınız. 
İdrar yolu enfeksiyonuyla sürekli karşı karşıya kalıyorsanız bu durumun günlük hayatta yapmış olduğunuz bir takım alışkanlıklardan kaynaklanıyor olabileceğini düşünmeniz gerekir. İdrar yolu enfeksiyonuna neden olan etkenleri bilmeli,  böylelikle idrar yolu enfeksiyonuna tekrar yakalanmamak için yaptığınız alışkanlıklara değişik yapmanız gerekir.
İdrar yolu enfeksiyonuna neden olan etkenler 
İdrar yolu enfeksiyonu, cinsel organın bakterilere maruz kalması ve bu bakterilerin idrar yoluyla birlikte mesaneye ulaşmasıyla oluşur.
İdrar yollarında meydana gelen tıkanma 
Prostat büyümesi ve böbrek taşı idrar yollarını tıkayarak mesanede kalmasına yol açabilir. Bu durumda zamanla idrar yollarında enfeksiyona neden olmaktadır.
Düşen bağışıklık sistemi
Bağışıklık sisteminde meydana gelen çökme idrar yollarında tıkanıklığın meydana gelmesine neden olabilir. 
Eğer ilaçlara karşı herhangi bir alerjik durum söz konusu varsa idrar yolu enfeksiyonunuzu evde bitkisel yöntemlerle de tedavi edebilirsiniz. Bir çok insan tarafından sıklıkla başvurulan evde idrar yolu enfeksiyonu tedavisi için aşağıda vermiş olduğumuz önerilere göz atabilirsiniz. 
İdrar yolu enfeksiyonuna evde tedavi yöntemleri…
Limon suyu 
İdrar yolu enfeksiyonuna iyi gelen bitkilerin genel özellikleri arasında idrar miktarını arttırmasıdır. İdrar miktarının artması sonucunda iltihap hızlı bir şekilde çözülebilir.  Limonda idrarı arttırmaya yarayan önemli besinler arasında yer almaktdır. 
Limon suyu içerek idrar yolu enfeksiyonunun tedavi edildiği söylenmektedir.
Maydanoz 
Maydanozun da idrar söktürücü özelliği bulunmaktadır. Çiğ olarak, özellikle de üzerine limon sıkılıp tüketilen maydanoz idrar yolu enfeksiyonuna oldukça iyi geldiği bilinmektedir.
Turna yemişi çayı 
Kurutulmuş turna yemişi çayının da idrar söktürücü özelliği bulunmasından dolayı idrar yolları iltihabına iyi geldiği bilinmektedir.
Böğürtlen çayı
Kurutulmuş böğürtlenlerden yapılan böğürtlen çayının da idrar yolları enfeksiyonunu tedavi edici etkisi bulunur.
Kızılcık suyu 

Mesane bölgesinde meydana gelen iltihabı kızılcık suyunun tedavi edici etkisi olduğu söylenmektedir. Kızılcık suyu doğada asidik olarak bilinir ve düzenli olarak içildiğinde bakterilerin yok olmasına yardımcı olur. Bu nedenle gün içerisinde kızılcık suyu tüketilmesi önerilir.
Altın mühür 
İdrar yolu enfeksiyonlarının bir diğer nedeni de erkeklerde meydana gelen bel soğukluğudur. Bel soğukluğunun meydana gelmesiyle özellikle erkeklerde idrar yolu enfeksiyonu meydana gelmektedir. Bu tür bir durumda özellikle altın mühür bitkisi oldukça işe yaramaktadır. Çay şeklinde gün içinde tüketilebilir. Enfeksiyonun da azalmasını sağlar.
İdrar yolları iltihabına iyi gelen bitki: Kişniş tohumu
10 gram kişniş tohumu bir bardak suda geceden bekletilir. Sabah iyice ezilerek içerisine şeker konulur ve karıştırılır. Bu karışım enfeksiyonların azaltılmasına yardımcı olacaktır.


5 Eylül 2018 Çarşamba

Rapunzel sendromu nedir?


Halk arasında Rapunzel sendromu insanlarda saç yeme hastalığı (trikofaji) nedeniyle görülen bir tür bağırsak rahatsızlık olarak biliniyor. Peki, Rapunzel sendromunun tedavi yöntemleri neler?

Zihinsel engelleri ya da bazı psikiyatrik bozuklukları olan insanlarda görülen bu sendromun asıl nedeni ‘trikofaji’ olarak adlandırılan bir davranış bozukluğu. Kendi saçını yutmak olarak tanımlayabileceğimiz bu sorun, ‘trikotilomani’ ismi verilen kendi saçını çekme davranışına sahip insanlarda daha sık görülüyor. Öte yandan gıda olmayan maddeleri yeme alışkanlığı şeklinde tanımlanan pika sendromu da, yine Rapunzel sendromunun nedenleri arasında sayılıyor.
Trikotilomani, yani saç çekme davranışı, genellikle saçlarıyla oynamayı rahatlatıcı bulan insanlarda gözlemleniyor. Pika ise 1 aydan uzun bir süre boyunca toprak, kağıt, sabun, kumaş, yün ya da saç gibi gıda harici maddeleri yemek olarak anlatılabilir. Özellikle çocuklarda görülen bu sendroma, aynı zamanda hamilelerde ve otizm hastalarında da sıklıkla rastlanabiliyor.
Pika ve trikofajiyi açıklamak için kıtlık sırasında görülen açlıktan çocuklukta yaşanan ihmale, stresle baş etmekten kültürel pratiklere kadar başvurulan birçok teori mevcut. Örneğin; Hindistan, Afrika ve ABD’nin bazı bölgelerinde toprak yemenin bedensel ve ruhsal faydaları olduğuna inanılıyor.
Bir diğer yandan hem trikofaji, hem de pika demir eksikliğine sahip insanlarda görülebiliyor. Hatta Rapunzel sendromuna sahip bazı kişilerin, demir eksikliği veya çölyak hastalıkları tedavi edildikten sonra saç yemeyi kestikleri gözlemlendi.
TEDAVİ YÖNTEMLERİ
Vakaların çoğunda cerrahi müdahaleyle midede ya da bağırsakta biriken saçları almak gerekiyor. Ancak saç yumağını kimyasallarla çözüp, lazer yardımıyla küçük parçalara ayırarak ağızdan mideye uzanan bir tüple almak da mümkün. Ne var ki bu yöntem, cerrahi müdahale kadar başarılı sonuç vermeyebiliyor.
Öte yandan Rapunzel sendromuna sahip hastanın ilerleyen dönemlerde tekrar saç yeme davranışını göstermemesi için psikolojik tedavi de görmesi öneriliyor. Bu durum özellikle daha sonra bu sendromu tekrar geliştirebilen pika ya da trikotilomani’ye sahip hastalar için geçerli. Ayrıca psikolojik tedavi aşamasına hastaların eşleri ya da ebeveynlerinin de katılması önemli. Çünkü bu şekilde yakınları da hastaya karşı nasıl bir yaklaşım içinde olmaları gerektiğini öğreniyor.

2 Eylül 2018 Pazar

Dengeli Diyet Çikolata Kistinden Koruyor


Her 10 kadından birinde görülebilen ve halk arasında çikolata kisti olarak bilinen endometriozisin görülme sıklığı giderek artıyor. Yapılan son araştırmalar sağlıklı ve dengeli bir diyetin çikolata kistinden korunmaya yardımcı olabildiğini gösteriyor.

HAVUÇ HORMON DÜZENİNİ SAĞLAR 
Çikolata kistine neden olan hormonlar için beslenme şekli önemlidir. Havuç, üreme hormonlarının düzenli çalışmasını ve östrojenin baskılanmasını sağlayarak, çikolata kistlerinin gelişimini engelleyebilir. Çikolata kistlerin de östrojenin belirli oranlarda baskılanması istenmektedir. Bu duruma destek veren doğal besinlerin de düzenli tüketilmesi çikolata kistinin büyümesini azaltabilir. Havuç, içerdiği fitoöstrojen ile hormonların dengelenmesinde etkilidir. Yine içerdiği beta karoten, A vitamininin çevrilmesine yardımcı olur. Potasyum ve içerdiği anti oksidanlar ile hücrelerin gençleşmesine ve yenilenmesine katkı sağlar. Havuç ayrıca biotin içerir, bu da yağ metabolizması için çok önemlidir.
BİR AVUÇ KABAK ÇEKİRDEĞİ ÜREME SAĞLIĞI İÇİN DEĞERLİ
Çikolata kistinden korunmak için vücutta kötü yağların azaltılması, iyi yağların artırılması gerekir. Kabak çekirdeği bu anlamda önemli bir besindir. Yoğun miktarda çinko, omega 3 ve 6 içerir. Kabak çekirdeği, üreme organlarının sağlığı açısından önemlidir. Günde 1 avuç kabak çekirdeği içerdiği arjinin ile de üreme sağlığı için değerlidir.

YEŞİLLERİN GÜCÜNDEN YARARLANIN 
Beslenme ile çikolata kistlerinin etkilerinin azaltılması mümkün olabilir. Diyette yeşil besinlerin gücünden de yararlanmak gerekir. Pazı, ıspanak, brokoli ve karahindiba çikolata kisti için etkili yeşil besinlerdendir. Pazı, C ve K vitaminlerini içerir. Demir eksikliği ve bağışıklık için önemlidir ve bu nedenle kadın hastalıkları ve hormonların genel tedavisinde destekleyicidir. A-K ve C vitamininden zengin ıspanak da önemli bir besindir. Bu hastalıkta K-C vitamini alımı oldukça önemlidir. 
Hücre fonksiyonu ve doku büyümesi için gerekli olan folik asidi de barındırır. Potasyum ve magnezyumdan zengindir bu da özellikle pelvis ağrısı ile seyreden olgularda rahatlamaya yardımcı olabilir. Faydalı bir diğer yeşil besin de brokolidir. Ispanak gibi aynı özellikleri taşır. Brokoli ve karahindiba ayrıca iyi bir antioksidandır. Yağ yakımını hızlandırdığı ve antioksidan etkisi ile hücre yenilenmesine yardımcı olduğu için pek çok hastalığın tedavisinde beslenme planında yer almalıdır.

ÇİKOLATA KİSTİ İÇİN ÖNERİLER 

Glütensiz ve şekersiz beslenmeye özen gösterin.
Kırmızı et, karbonhidrat, kızartılmış besin, kafein tüketimini sınırlandırın.
Çikolatayı fazla tüketmeyin.
Lif esaslı besinler beslenme planınızda yer verin.
Balık, fındık gibi besinlerden doğal yararlı yağlar alın.
Doğal C vitamini kaynağı meyveleri tüketin.
Gaz yapan besinler şikayetleri artırabilir, bunun için gaz yapan içecek ve gıdalardan uzak durun.
Antioksidan kaynağı koyu yeşil-mor yapraklı sebzeleri tüketin.
Düzenli egzersiz vücuttaki östrojen miktarını düşürür. Düzenli egzersiz yapın.

Koşunun 6 Kuralı ve 7 Faydası


Özellikle de fazla kiloların kendini belli ettiği yaz günlerinde pek çok kişi koşarak zayıflamanın ya da formunu korumanın peşinde. Sosyal hayatta ‘Bugün koşacağım’, ‘Dün 1 saat koştum” diyerek arkadaşlar birbirini motive etmeye çalışırken, kötü bir sürprizle karşılaşmamak, koşuyu sağlıklı şekilde sürdürmek için koşmanın da kuralları olduğunu bilmek gerekiyor.

Ayakkabıyı doğru seçin
Sağlıklı koşu sağlıklı ayakkabı seçimi ile mümkün olduğundan doğru ayakkabı seçimi çok önemli. Koşuya uygun ayakkabı, kişinin ayağına uygun, doğru desteği sağlayan ve koşu tipine özel bir ayakkabı olmalı. Doğru ayakkabı seçimi; koşu sporunda sıkça görülen ayak ve ayak bileği sakatlıklarından korunmanın ve keyifli bir koşunun ön koşulu.
Isınma hareketini ihmal etmeyin
Vücudun egzersiz öncesi esnekliğinin sağlanması çok önemli. Hareket ve esnekliği kombine eden dinamik ısınma oksijen ve kan akımını artırıp, eklem hareket açıklığını da destekleyerek sakatlıklardan korunmada ciddi destek sağlıyor.
Hekim onayı alın
Koşmak isteyen tüm bireyler için evrensel kabul edilmiş standart bir check-up programı yok. Ancak yapılan çalışmalara göre; titiz bir kardiyolojik muayeneye eklenen EKG, “Ani Kardiyak Ölüm” riskini yaklaşık 9 kat azaltıyor. Özellikle düzenli spor yapmayan 35 yaş üstündeki kişilerin de eforlu EKG ve Ekokardiyografiyi de içeren daha detaylı tetkik yaptırması gerekiyor. Kalp ve damar hastalığı olanlar ise mutlaka hekimlerinin görüşünü almalılar. Süregelen veya geçirilmiş ortopedik sakatlıkları bulunan kişiler de tedavi edilmeden koşuya başlamamalılar.
Her 15 dakika için 1 su bardağı su için
Vücudun koşma esnasında kaybettiği sıvıyı yerine koymak için bol su için. Yeterli sıvı desteğinin sağlanabilmesi için egzersiz öncesi 500 ml (2 su bardağı), yapılan her 15 dakika koşu için ekstra 250 ml (1 su bardağı), egzersiz sonrası susuzluk hissi olmasa bile sıvı tüketmeye devam edilmeli ve egzersiz sonrası tartıda kaybedilen her yarım kilo için 600 ml sıvı tüketilmeli.

Limit koyun
Koşma süreniz beklentilerinize göre değişmekle birlikte koşmaya yeni başlayan bir kişinin üst limitleri olmalı. Genel olarak haftada 2-4 kez, 20-30 dakikalık koşularla başlanmalı. Başlangıç koşu mesafesi ise 3-6 km arasında olmalı. Düzenli koşu ritmini yakaladıktan sonra haftalık yüzde 10 mesafe artışı ile koşulara devam edebilirsiniz. Daha önceden koşu ile ilgili sakatlık yaşadıysanız, bu artışı haftalık yapmak yerine iki haftada bir yapmanız, olası sakatlanmaların önüne geçecektir.
Yemekten 2 saat sonra koşun
Uzun bir koşu antrenmanı ile son öğün arasında en az 2 saatlik bir boşluk olmalıdır. Bu süre sindirim sistemi çevresinde toplanan kanın yeniden kas iskelet sistemine yönelmesi için de gereken süredir. Koşu öncesinde 150-200 kalorilik yüksek karbonhidrat içerikli bir atıştırmalık tüketilebilir. Koşu esnasında da her saat için 30-60 gram karbonhidrat içeren bir besin tüketilebilir. Bir saat süren bir egzersiz sonrası kasların toparlanma sürecini hızlandırması için dörtte bir oranında protein içeren bir karbonhidrat (250 ml çikolatalı süt) tüketebilirsiniz.

Koşmanın 7 faydası
Yapılan çalışmalar haftada sadece 30 dakika süre ile 3 haftadan daha uzun koşanlarda 7 faydaya işaret ediyor;
• Uyku kalitesinin düzelmesi
• Psikolojik açıdan iyileşme
• İleri yaşlarda hafıza ve seçici dikkatin olumlu etkilenmesi
• Kas-iskelet sisteminin güçlenmesi
• Kardiyovasküler sistemin sağlıklı olması
• Kanser riskini azaltma
• İdeal kiloya ulaşma

31 Ağustos 2018 Cuma

Victoria’s Secret Modelleri Tüm Gün Ne Yiyor?


Victoria’s Secret modelleri işleri gereği her zaman fit bir görüntüye sahip olmalıdır. Dolayısıyla bu, bir ton titiz egzersiz ve yemek programını iyi yürütmek anlamına geliyor. Peki Victoria’s Secret mankenleri bu halde kalabilmek için gün içerisinde ne yiyor?

Üç öğün yemek
Modeller inanılmaz derecede incedir ama bir o kadar da kuvvet gerektiren meslekleri vardır. New York City merkezli bir kişisel antrenöt olan Stephen Paterino bu nedenle mankenlerin ölçülü bir beslenme düzenine sahip olmaları gerektiğini söylüyor ve atıştırmalıkların hayranı olmadığını ekliyor. Hafta boyunca 3 ana öğün ve ara sıra da tatlıya odaklandığını söyleyen uzman buradaki anahtar kelimenin ‘ara sıra’ olduğunu vurguluyor. Pasterino hafif bir kahvaltı, ogle ve akşam yemekleri arasında 3 ila 6 saat geçmesi gerektiğini söylüyor.

Güle güle süt ürünleri
Atıştırmalıkların kesilmesi oldukça mantıklı ama Pasterino’nun bir tavsiyesi daha var: Süt ürünlerini de kesmek. Tercihini badem ve hindistan cevizi sütünden yana kullanan uzman bu sütlerin şişirmediğini söylüyor. Şişkinlik kadınlar arasında yaygın bir sorundur ve ciddi anlamda rahatsızlık verebilir. Bir Victoria’s Secret mankeninin bir iç çamaşırının içindeyken bu şişkinliği yaşaması ise pek mümkün değildir. Bu nedenle dondurma dahil her türlü süt ürünü hayatlarından çıkarılır.

"Çılgın diyetler" yok!
Ancak VS’ın tüm modelleri bu süt ürünleri yasağına uymuyor. Çünkü her mankende süt intoleransı görülmüyor. Model Stella Maxwell bir ropörtajında ‘ Ilımlı bir şekilde yemek yiyorum. Yüzde yüz bir şeyi kesmenin ya da çılgın diyetlere girmenin iyi bir fikir olmadığını düşünüyorum.’ Maxwell bunun yerine porsiyon kontrolü uyguluyor. Kahvaltıda rutin olarak avocado veya yulaf ezmesiyle çırpılmış yumurtasını, öğlenleri somondan tavuğa yanında protein olan salatasını yiyor. Ayrıca fındık ve beyaz leblebi gibi atıştırmalıkları da yediğini söylüyor.

Galon gallon su içmek
Bella Hadid’den Adriana Lima’ya pek çok VS modelinin kesinlikle uyduğu tek bir kural varsa o da bol bol su içmek. Çünkü düşük beden yağı için su içmek kesinlikle en büyük gerekliliklerden biri. Ayrıca sık sık su içmek metabolizmanın da iyi çalışmasını sağladığından kesinlikle vazgeçilmez bir fit kalma gerekliliği. Siz de hayatınıza en kolay adapte edebileceğiniz bu VS modeli kuralını hemen diyet programınıza eklemelisiniz.

27 Ağustos 2018 Pazartesi

Vajina sağlığı için izlenmesi gereken 10 yol


PARTNERİZİN PREZERVATİF KULLANMASINI SAĞLAYIN

Kadın doğum uzmanı Gokhan Anıl, 'Cinsel yolla bulaşan hastalıklara karşı korunmanın tek etkili yolu prezervatifler' diyor. Bununla birlikte, bilmediğimiz bir şey daha var: Prezervatifler vajinanın pH seviyesini cinsel ilişki sırasında sabit tutmaya da yardımcı olabilirler, bu nedenle PLoS One dergisindeki 2013 çalışmasına göre, oradaki tüm iyi bakteriler sağlıklı kalabilir. Bu iyi bakteriler vajinal mantar enfeksiyonlarını, idrar yolu enfeksiyonlarını ve bakteriyel vajinozisi önlemeye yardımcı olduğundan, çok önemlidir.

JİNEKOLOJİK MUAYENE
Servikal smear tarama aralıklarının 21-29 yaş aralığında 3 yılda bir olması yeterlidir. Daha sık alınması rahim ağzı kanserine karşı korunma ihtimalini artırmaz. 30-65 yaş arasında ise Pap smear tek başına yapılıyorsa yine 3 yılda bir, HPV testi ile birlikte yapılıyorsa 5 yılda bir tarama yapılması yeterlidir. HPV testi ile birlikte Pap smear taraması kansere karşı korunmada daha duyarlıdır.
Ancak otomatik olarak üç yıllık kurala geçmeden önce doktorunuzla konuşmalısınız. Bazı risk faktörleri (genetik gibi) pelvik muayeneye ve smear testlerine daha sık ihtiyaç duyar.
VAJİNAL KURULUK İÇİN JEL KULLANIN
Eğer ağır antihistaminik ilaçlar, antidepresanlar veya hormonal doğum kontrolü gibi bazı ilaçları kullanırsanız vajinal kuruluk yaşayabilirsiniz. Bunun dışında vajinal kuruluğu hamilelik ve menopozdan sonra da yaşabilirsiniz. Eğer böyle bir durumla karşılaşırsanız önce partnerinizle konuşun ve sonrasında jel kullanın. Aksi halde acı ve sıyrıklar yaşayabilirsiniz.
PAMUKLU İÇ ÇAMAŞIRI GİYİN
Sentetik iç çamaşırları, zaten nemli ve sıcak olan genital bölgenin hava almasını engeller, alerji yapabilir. Bölgenin ıslak ve nemli kalmasına ve mantar enfeksiyonlarının oluşmasına neden olabilir.
Islak ve nemli kalan bölge tahriş olur, dıştan gelen enfeksiyonlara açık hale gelir. Bu nedenle iç çamaşırı tercihiniz pamuklu çamaşırlar olmalıdır. Pamuk vajinanıza hava girmesine yardımcı olacak ve nemi emmesine izin verecektir.
KİMYASAL ÜRÜN KULLANMAYIN
ABD Mayo Klinik'ten Kadın Doğum Uzmanı ve Jinekolog Gökhan Anıl, vajinanın kendi kendini temizlediğini söylüyor. Ve ekliyor: ''Vajina zaten uyumu koruyan sağlıklı bakterilere sahip dışarıdan gelecek olan herhangi bir kimyasal madde bu uyumu bozabilir.''
Kadın Doğum ve Jinekoloji dergisinde yayınlanan bir 2013 araştırması, intravajinal hijyen ürünlerini kullanmanın, enfeksiyon, pelvik inflamatuar hastalık ve cinsel yolla bulaşan hastalık riskini artırdığını ortaya çıkardı.
BİSİKLET KULLANIRKEN ÖNLEM ALIN
Vajinal sağlığınızı riske sokan beklenmedik bir şey de bisiklet sürmek olabilir. Eğer sıklıkla bisiklet kullanan biriyseniz genital uyuşma, ağrı ve karıncalanma yaşayabilirsiniz. Cinsel Tıp Dergisi'nde kadın bisikletçiler üzerinde yapılan bir çalışma, çoğunluğun bu semptomları yaşadığını tespit etmiştir. Bu yüzden bisiklet kullanırken iç çamaşırınızın içine ince bir sünger ya da pamuklu ped koyabilirsiniz.
AŞIRI ANTİBİYOTİK KULLANMAYIN
Gökhan Anıl, “Gereksiz antibiyotik kullanımı vajinal sağlığı önemli ölçüde azaltabilir” diyor. Çünkü antibiyotikler ayrımcılık yapmazlar - hem iyi hem de bakterileri öldürürler, bu da vajinanızda florayı (yani sağlıklı bakterilerin kolonisi) değiştirebilir ve vajinal mantar ve diğer enfeksiyonların gelişmesine neden olabilir. Enfeksiyonla savaşmak için bir antibiyotik almanız gerekiyorsa, önce tamamen gerekli olduğundan emin olun ve mutlaka doktorunuza danışın.
VAJİNAYI HER ZAMAN ÖNDEN ARKAYA TEMİZLEYİN
Üriner enfeksiyonlardan korunmak için ve cinsel ilişki sonrasında mümkünse işeyiniz ve tuvalet sonrası cinsel organınızı önden arkaya doğru siliniz. Arkadan öne silmek vajinayı birçok bakteriye maruz bırakır ve enfeksiyon riskinizi artırabilir.
SABUN KULLANMAYIN
Kokulu vücut temizliği güzel olabilir, ancak cinsel organınız için bu pek iyi bir şey değil. Çünkü, cildinizin aksine, vajinanızın ekstra koruyucu bir tabakası yoktur. Sadece ılık suyla durulayınız.
KEGEL EGZERSİZLERİ YAPIN
Kegel egzersizleri, pelvis taban kaslarınızı güçlendirmeye yardımcı olur, bu da Pelvik organlarınızdaki gerilmeleri azaltmaya yardımcı olur. Mesane ve bağırsak fonksiyonlarını iyileştirir. Ve tabii ki daha sağlıklı orgazm olmayı sağlar.

Mantar enfeksiyonlarını yok etmenin etkin yolları


Erkek-kadın herkes hayatı boyunca en az bir kez mantar enfeksiyonuna maruz kalıyor. Mantar denilince akla ilk olarak vajinal mantar geliyor. Oysa mantar, gögüs altlarında, alt karın bölgesinde veya tırnak altlarında gelişebilir.
Mantar enfeksiyonuna yakalanma riskini artıran faktörler arasında gebelik, stres, kronik hastalıklar, diyabet, steroid ve antibiyotik kullanımını bulunmaktadır.
Kadınlarda menopozdan sonra azalan östrojen düzeyleri sonucu ince vajinal duvarlar mantar enfeksiyonlarına daha açık hale gelir. Mantar enfeksiyonunun belirtilerinden bazıları şunlardır: Kaşıntı, yanma veya ve etkilenen bölgede etrafında şişlik. Vajinal mantar enfeksiyonu varsa, seks sırasında vajinada ağrı veya rahatsızlık, idrarda yanma hissi ve kokusuz vajinal akıntı olacaktır. Nispeten kısa bir süre içinde enfeksiyonu basit yöntemlerle ortadan kaldırabilirsiniz
İşte mantar enfeksiyonları için en iyi 10 ev ilacı
1. Yoğurt
Yoğurtta bulunan dost bakteriler, vücutta enfeksiyonun büyümesini kontrol edebilir. Mantar enfeksiyonunu tedavi etmek için yalnızca şekersiz yoğurt kullanın.
Cildinizin üzerinde bir mantar enfeksiyonu varsa, o zaman bulunan bölgeye yoğurt sürün ve 20-30 dakika kalmasını sağlayın. Bu kaşıntı hissinin hafiflemesini sağlayacaktır.
Vajinal mantar var ise, bir tamponu yoğurda daldırın ve iki saat boyunca vajinanıza takılı olarak bırakın. Bu uygulamayı günde iki kez yapın.
2. Hindistan cevizi yağı
Hindistan cevizi yağı antifungal özelliklere sahip olduğu için mantarlar için öldürücüdür.
Mantardan etkilenen cildinize günde üç defa hindistan cevizi yağı sürün. Ayrıca Hindistan cevizi yağı ve tarçın yağını eşit miktarda karıştırarak da sürebilirsiniz.
Oral pamukçuk durumunda, 5 ila 10 dakika ağzınızda yağı tutun. Sonra yağı tükürün.
3. Elma sirkesi
Elma sirkesi ve beyaz sirke mantar enfeksiyonunu kontrol edebilir. Çünkü içinde mantarı öldüren bileşenler vardır.
Bir fincan ılık suyun içine iki çorba kaşığı sirke ilave edin. Birkaç gün, günde iki kez için.
Sıcak bir banyo hazırlayın ve suyun içine sirke ekleyin. Yaklaşık bir saat bu banyoda vücudunuzu ıslatın. Mantar sebebiyle tahriş olan ve kaşınan cildiniz rahatlayacaktır.
Alternatif olarak, düz su ile beyaz veya elma sirkesini sulandırın ve mantardan etkilenen cildinizi silin. Uygulamadan sonra o bölgeyi açık bırakın ve sonra durulayın.
4. Sarımsak
Sarımsak, çok iyi bilinen bir bitkidir çeşitli rahatsızlıkları tedavi etmek için de kullanılabilir. Sarımsak içindeki mevcut anti-bakteriyel ve doğal antibiyotik bileşenler mantar enfeksiyonu üzerinde son derece etkilidir.
Birkaç diş sarımsağı ezin ve bunları bir hamur yapın. Mantardan etkilenen alanları doğrudan sarımsağı sürün. Taze sarımsak yoksa, E vitamin yağı ve Hindistan cevizi yağından birkaç damla damlatarak sarımsağı sulandırın ve etkilenen alanlara uygulayın.
Ayrıca sarımsak tabletleri veya taze sarımsak tüketebilirsiniz. Taze sarımsak, dişlerde kötü kokuya neden olan bakterileri de yok eder.
5. Kızılcık
Kızılcık, antibakteriyel ve antifungal özellikler içerir ve maya enfeksiyonlarının sorumlu mantarla mücadele etmek için kullanılabilir. Aynı zamanda idrar yolları veya mesane enfeksiyonlarını da giderir.
Her gün şekersiz kızılcık suyunu birkaç kez içiniz. Bu iyileşme sürecini hızlandırmak ve kısa bir sürede etkili sonuçlar alınmasını sağlayacaktır.
Şekersiz kızılcık suyu mevcut değilse, kızılcık tabletleri satın alabilirsiniz.
6. Borik asit
Borik asit, hafif antiseptik ve antifungal özelliklere sahip olan bir kimyasal maddedir. Borik asit hamile kadınlar için tavsiye edilmez.
Su ile borik asiti seyreltin. Etkilenen alana seyreltilmiş çözümü uygulayın ve birkaç dakika açık bırakın. Ardından bölgeyi suyla iyice yıkayın.

7. Çay ağacı yağı
Çay ağacı yağı mantar enfeksiyonlarını evde tedavi etmeye yardımcı güçlü ve etkili doğal antifungal özelliklere sahiptir. Çay ağacı yağında bulunan bazı özellikleri çocuklara zararlı olabilir. Hamile kadınlar ise kesinlikle kullanmamalıdır. z.
Bir çay kaşığı su veya zeytinyağı veya tatlı badem yağı ile bir çay kaşığı organik çay ağacı yağını karıştırın. Bu seyreltilmiş yağ ile mantardan etkilenen alanı ovun.
Vajinal mantar enfeksiyonu için bir tampon üzerinde çay ağacı yağından birkaç damla koyun ve iki ila üç saat boyunca vajina içine yerleştirin. Günde iki kez bu işlemi tekrarlayın.
8. Kekik Yağı
Kekik yağı antifungal bileşenleri sayesinde çok faydalıdır ve aynı zamanda bağışıklık sistemini artırır.
Mantardan etkilenen bölgeye kekik yağı sürebilirsiniz. Ancak cilt üzerinde tahriş edici olabilir. Bunun için zeytinyağı ile seyreltmenizi öneririz.
9. Zeytin yaprağı özü
Zeytin yaprağı özü antiviral, antifungal, antioksidan ve anti-inflamatuar özellikleri nedeniyle, maya enfeksiyonlarının tedavisinde etkilidir. Aynı zamanda vücudunuzdaki iyi bakteri koruyabilirsiniz.
Evde zeytin yaprağı ekstresi yapmak için ince taze zeytin yaprakları doğrayın ve kapaklı bir cam kavanoz içine koydu. üzerini tamamen kapacak şekilde vokta dökün ve kapağını kapatın. Karanlık bir yaklaşık 4 hafta boyunca bekletin.
Sonra başka bir cam kavanozun içine sıvıyı süzün. Etkilenen deri bölgesine bu sıvıyı sürün. Etkili bir sonuç almak için günde üç kez sürün.
Önemli not: Bu yöntemleri uygulamadan önce mutlaka bir doktora danışmalısınız.

Regl dönemi hakkında 5 şehir efsanesi


Sağlıklı bir regl döngüsü, doğurganlığın ilk adımıdır ve sağlıklı vücut fonksiyonlarına sahip olduğumuzun bir göstergesidir. Bu dönemde ruhsal ve bedensel değişimler ne yazık ki ‘normal’ kabul edilir.

1.‘BESLENME ŞEKLİM İLE REGL DÖNGÜM ARASINDA BİR İLİŞKİ YOKTUR.’
Yediklerimiz; hormonal denge, sağlıklı menstrual döngü ve vücut fonksiyonları üzerinde en çok etki mekanizmasına sahip olan faktördür. Özellikle şeker tüketimi, inflamasyona sebep olur ve bu östrojen detoxunu ve progesterone üretimini yavaşlatır. Ayrıca magnezyum ve çinko emilimini engeller ki bu 2 mineral inflamasyonu azaltmaya yarar.
Hasarı veren en büyük payda paketli gıdalarda ! meyve suları, hazır granolalar, kek-kurabiye, beyaz ekmek vs. Rafine şeker olan tüm gıdalardan uzak durmalısınız. Sağlıklı şeker kaynakları ise meyveler, ham bal, hurma gibi besinlerdir diyebiliriz.
Düşük karbonhidratlı, sağlıklı yağlardan zengin beslenmeye ne dersin? Mesela suyunu alkali yapabilirsin limon ya da çeşitli meyvelerle renklendirebilirsin. Sıcak havalarda gazlı içecekler yerine bağırsak dostu, fermente kombuçya tercih edebilirsin. Sorunsuz ve ağrısız döngünün püf noktası burda !
  • Kaliteli protein tüketmek
  • Lifli beslenmek
  • Temel yağ asitlerinden zengin beslenmek
  • Şeker ve alkolden uzak durmak

Kahve aşıklarına kötü haber !
Kafein, periyot ağrılarınızı ve kasılmaları arttırıp kan akışınızı yavaşlatıyor. Özellikle bu dönemde uzak durmakta fayda var. Sinir sistemini uyararak adrenalin ve kortizol salgılatıyor ve daha stresli, sinirli biri yapıyor. Hoşgeldin PMS!
2.‘REGL DÖNEMİNDE RUHSAL VE BEDENSEL OLARAK İYİ OLMAMI SAĞLAYACAK BİR ŞEY YOK.’
UYKU, Hormon üretimini düzenleyen en önemli faktördür. Kaliteli uyku, sağlıklı döngü demektir. Aynı zamanda kilo vermeyi, kronik hastalıkların oluşumunu engellemeyi, mental, ruhsal ve fiziksel olarak iyileşmeyi en iyi şekilde sağlar.
Artan progesteron ile uykuya ihtiyaç daha da artar. Normalde yattğınız saatten daha erken yatın ki vücut gerekli tamiratı yapabilsin. Kaliteli uyku hormonların ve sindirim sisteminin daha iyi çalışmasını sağlar ve modunuzun düşmesini engeller.
Ayrıca lavanta yağı ile de rahatlama sağlayabilir ve gevşeyebilirsiniz.
Magnezyum da bir diğer rahatlatıcı yöntemdir. Düşük mg seviyesi, ağrılı menstrual geçirmenin en büyük sebebidir.
3.‘EGZERSİZ YAPARSAM, AĞRILARIM ARTAR DİYE KORKUYORUM.’
Egzersiz endorfin üretimini uyarır . Endorfin, doğal ağrı kesici görevi görür, kramplarınız azalır ve modunuzu yükseltir. Yoga, plates, yürüyüş, yüzme hangisini istersen! Kan akışın hızlansın, enerjin yükselsin
En az 30 dk’lık bir hareket bile sana iyi gelecek, bana güven, vücudun sana teşekkür edecek!
4.‘AĞRI KESİCİLER, REGL SANCISINI GEÇİRMENİN TEK YOLUDUR.’
Bir çok kadın bu dönemde ağrı kesiciden başka hiç bir seçeneği olmadığını düşünür. Ağrı kesicilerin uzun sure kullanımı karaciğerinizi yorar ve sindirim sistemini etkileyerek hormonal dengesizliğe sebep olabilir. Her ay 3 ila 7 gün arası regl olduğunuzu düşünsek ve her gün bir ağrı kesici aldığınızı düşünürsek uzun vadede ağrı kesiciler hiç de iyi bir yol gibi gözükmüyor.
Bazılarınız ‘benim annem ve ablam da bu dönemde böyle ağrı çekiyor, ne yapayım genetik de etkiliyor’ diyebilir. Fakat bu olumlu değişimler yapamayacağınız anlamına gelmiyor. Seçim sizin, her ay bu ağrıyı çekmek için hayat çok kısa!
5.‘KADIN HİJYEN ÜRÜNLERİ (PED VE TAMPON GİBİ) SAĞLIĞIMI KÖTÜ ANLAMDA ETKİLEMEZ.’
Ped ve tamponlar uzaktan zararsız gibi gözükebilir fakat pamuğa karıştırılan sentetik maddeler ve pedin daha parlak, beyaz görünmesi için yapılan kimyasal işlemler bu ürünleri sağlıksız hale getiriyor. Ayrıca parfümlü ve naylon içeriği daha yüksek olan pedler de çok ciddi alerjilere yol açabiliyor.
Vajina, vücuttaki en geçirgen bölümdür. Bu yüzden plastiği bol, parfümlü ürünlerden uzak durmalısınız. Özellike dioksin, bisfenol-A gibi maddeler vajinal yolla kana geçerek dokularda depolanıyor ve bir çok hastalığın oluşumunu tetikliyor. Ayrıca bu maddeler kramp ve ağrılarınızı da arttırıyor. Bu sebeple, organic ped kullanmaya özen gösterelim . Ülkemizde de yeni yeni bu bilinçle organik pedlere ulaşım kolaylaştı. Her ne kadar organik de kullansak pedleri ve tamponları sıkça değiştirmeye öze gösterelim.

Çocuklardaki Stresle Başa Çıkmanın Yolları

 

Çocuklarda aynı bizler gibi bazı zamanlarda kendilerini güçsüz ve endişeli hissedebilirler. Bu durumla ebeveynler olarak başa çıkmak kolay değildir…

Çocuğunuzun da sizin gibi bir birey olduğunu ve sizin yaşadığınız birçok sıkıntıyı onunda yaşayabileceğini aklınızdan çıkartmamalısınız. Stres de bunların başında gelir.
• Senin ne derdin olacak ki neyi stres yapacaksın ki diyerek küçümsemeye başladığınız çocuğunuz için bu cümleler onu daha işin içinden çıkılmaz bir hale sokabilir. Bu nedenle daha dikkatli ve özenli olmakta fayda vardır.
• Çocuğunuzun endişe ve stres ettiği konuyu çocuğunuz ile mutlaka konuşarak anlamaya çalışın. Konunun ne olduğunu öğrendiğiniz de ise yapmanız gereken şey sakin kalmak ve onun söylediklerinin hiçbirini küçümsememek ve dalga geçmemektir.
• Aynı bir yetişkin gibi yaklaşıp bu durumun onun canını sıkmasına izin vermemesi gerektiğini anlatmalı ve stres yaptığı şeyle yüzleşmesi gerektiğini ve bu endişesinin üzerine gitmesi gerektiğini anlatmalısınız.
• Çocuklar bazen çok basit yapamadıkları bir şeyi dahi kafalarına takabilirler. Hayatta hiçbir insanın mükemmel olmadığını bu hayatta yaptıkları olduğu kadar yapamadıklarının da olabileceğini ona anlatmalısınız.
• Ebeveyn olarak sizde pozitif olana odaklanmaya çalışmalısınız. Çocuklar rol model olarak anne ve babalarını seçerler. Ve sizin karakteristik özelliklerinizi taklit ederler. Kısacası siz ne kadar pozitif olursanız çocuğunuz da pozitif yetişir.
• Onu güzel bir şeyler yaptığında tebrik edin, alkışlayın ve onu yüreklendirin. Özgüveni yüksek çocuklar stresle daha kolay başa çıkabilirler.

Kilo aldırmayan 5 pratik yaz tatlısı


Beslenme ve Diyet Uzmanı Dyt. Merve Sehlikoğlu, tatlıların her zaman yüksek kalorili olmasının gerekmediğini belirterek, kilo aldırmayan tatlı önerisinde bulundu.
Sehlikoğlu, kışın alınan fazla kiloların verilerek yaz aylarına formda girmeye çalışıldığını söyleyerek, "Bunca emek sonrası bu yaz kendimizi tutup formumuzu korumaya özen göstersek de tatlısız olmuyor" dedi.Diyet Uzmanı Merve Sehlikoğlu, tatlıların her zaman yüksek kalorili olmasının gerekmediğini, hafif ve lezzetli tatlarla hem formu koruyup hem de tatlı ihtiyacını karşılayabileceğini kaydederek, hazırlaması pratik, kilo aldırmayan lezzetli tarif önerilerinde bulundu.